Kültür Sanat ve

Edebiyat Üzerine Herşey

Duyurular

shadow

Sadece Sen

Son dönem Türkiye sinemasında aşk ve ilişkileri incelerken benzer ve klişe kurgulardan farklı gördüğüm ve özgün bir film düşüncesi uyandıran ve beni şaşırtan ‘Sadece Sen’ filminin Güney Kore sinemasından yönetmenliğini Song II-Gon’un yaptığı ‘Always’ filminde uyarlama olduğunu fark edince sinemamız adına hayal kırıklığı yaşadım. Son dönem aşk filmlerinin birbirini taklit eden, birbirinin aynı filmlerin piyasayı kuşattığı bir dönemde özgün senaryoların azlığı sinemamız ve seyircimiz için kötü bir durum. Film okumalarında ön yargı ve etkiyi azaltmak için filmin jeneriğine bakmadığım gibi filmlerle ilgili yazılan çizilenleri de okumamaya çalışırım. ‘Sadece Sen’ filminin bitişinde uyarlama yazısı görünce Oturup ‘Always’ filmini de izledim. Tabii burada iki film arasındaki kurgu, tema ve oyunculuklar üzerinde bir kıyaslamaya gitmeyeceğim. Filmleri karşılaştırmak hem tarzım değil hem de üzerinde çalıştığımız konun formatına uygun değil.

Uyarlama filmlerin çözümlemesinde kültürel farklılıkların göz ardı edilmemesi önemlidir. Her film çıktığı toplumun motiflerini taşır. Bu motifler başka bir toplumun özelliklerine uygunluk sağlamayabilir. Uyarlama filmlerinde bu farklılığa dikkat edilmesi gerektiği gibi, seyircinin de eleştirmenin de bunu atlamaması gerekmektedir. Konu aşk olunca uyarlama farklı bir boyut kazanmaktadır. Aşk evrensel bir duygudur. Hiçbir toplumun yapısına hapis edilemeyecek kadar engindir. Aşkın yaşanışı ya da dile getirilişi belki tartışılabilir. Ama kişilerde yarattığı duygusal etkinin benzerlikleri tartışılmazdır. Tartışılsaydı aşk filmlerinde farklı kültürün insanları, kendilerini filmdeki karakterlerle özdeşleştiremezlerdi ve filmlerin cazip bir tarafı kalmazdı. Sinema sektörü de aşk üzerine bu kadar film çekmek zorunda kalmazdı.

Aşkın, insani bir duygu oluşu ve etkilerinin benzerliği filmin uyarlama olmasına rağmen değinilmeyi gerekli hale getirmektedir. Burada belki kurgusal farklılıklar tartışılabilir. Okuyucular iki film arasındaki farklılıkları öğrenmek isteyebilir. Şunu söyleyelim ki hangi filmin daha çok etki bıraktığını görmek isteyenler iki filmi izleyip, karar vermelidir. Burada biz bir tercih sunmak istemiyoruz. Sadece Türkiye uyarlamasındaki kurgu hataları ve anlamsızlıkları gidermek için Güney Kore çekimini izlemeleri de gerekecektir. Birebir aynı olmasın diye yapılan değişiklikler filmdeki kurgu hataların artmasına neden olmuştur. Türkiye sinemasının bu özensiz tutumu maalesef birçok filmde de kendini göstermektedir. Konumuz aşk olunca kurgu hataları üzerinde fazla durmayacağız.

Umutsuzluğu kırmanın en güzel yolu aşık olmaktır. Karamsarlığı iyimserliğe çevirmek, kaybedilen heyecanı tekrar geri kazanmanın yolu aşktan geçiyor. Ali gibi tutunamayan, başarısız olmuş, geçmişi karanlıklarla dolu ve pişman olmuş ama yolunu kaybetmiş biri için tekrar hayata dönüşün en güzel yolu aşkla tanışmasıdır. Ali, geçmişini unutmanın ve yarınlar için bir düzen arayışı içinde çaresizlik yüzüne yansıttığı bir zamanda kurtarıcı olarak Hazal beliriyor. Her aşk gibi Ali’nin karşısına da aşk ansızın beliriyor. Aranan aşkın bulunmadığı ama umudun kalmadığı zamanda aşkın sürpriz yapmasının en güzel örneğini görüyoruz. Geçmişi karanlıkta olsa, yetimde büyümüş olsa da Ali içindeki iyiliği, doğruluğu yitirmemiş. Hayata ona bunu aşkla ödüllendiriyor. Hem de görmeyi yitirmiş, en sevdiği insanları kaybetmesine rağmen içindeki güzelliği yitirmeyen, yüzünde tebessümü düşürmeyen, yaşam özünü yitirmemiş Hazal’la ödüllendiriliyor. Gözleri görmeyen, ama kalbi gören bir Hazal. Hisleri gelişmiş bir Hazal. Aşkın akıl ve görselle işinin olmadığının delili adeta bu aşk. Ali, iletişimde başarısızdır. Bir kadınla ilk temasıymış izlemi vermektedir. Utangaç ve ürkek. Geçmişinden dolayı bu ürkeklik ve kaçış. Tam bir kaçışta denilemez. İlk defa beklentisiz, karşılıksız bir kadın kendisine ilgi duymaktadır. Bu ilgi hemen Ali’nin hayatına yansır ve değişme başlar. Değil mi ki aşk, yürekte başlar sonra alışkanlıkları alt üst eder. Alt üst olmayan alışkanlıklar aşkı tanımamış demektir. Zaten hassas olan Ali, giderek daha da naif bir hal alır. Hayatına aşkın girmesiyle, hayatında yeni ve temiz bir sayfa açar.

Ali, naifleştiği kadar sevdiğini koruma adına bir o kadar da gaddarlaşmaktadır. Koruma adına, yitirmemek içindir bu çaba. Farkında olmadan aşkın kimliğini ezer. Kadın kendini çaresiz ve hiç hisseder. Ama hızlı toparlanır. Kendine ait olanın peşinde gider, yaşamak adına yaptığı ama tacize uğradığı işi bırakır.

Hazal’da değişir, Ali ile beraber. Birbirlerini beraber değiştirirler. Karşılaşma metaforu bunu gösterir. Ali, neden olduğu kazanın pişmanlığıyla telafi etmeye çalışır, hatasını. Hazal, en çok sevdiği anne babasının ölümüne neden olan Ali’yi affetme konusunda tereddüt yaşamaz. Çünkü aşk tereddüt etmez. Aşk nettir. Aşk elden olmayan imkânları sorgulatmaz ve suçlama duygusunu oluşturmaz. Aşk, kendisinden öncesinin peşine düşmez. Aşk, yerleştiği kalbi güzelleştirmekle ilgilenir. Yaşattığı ve yeşerttiği yeni insanla bütünleşir.

Aşk, farklılıkları seviyor. Biri durgun, cansız, suskun; diğeri ise canlı, hareketli, güler yüzlü, konuşkan. Böylece birbirlerinin eksiklerini tamamlıyorlar. Aynı olsalardı kalpler birbirine ısınamayabilirdi. Mesafeler artardı. Ama farklılık yakınlaştırdığı gibi birbirlerini anlamayı da kolaylaştırıyor. Suskunluk bazen çok şey söyleyebilir, önemli olan karşıdakinin bu sessizliği çözebilmesidir.

Aşkın sadakati, sevgilinin görünmediği zamanda kendisini gösterir. Aşk, yüreğe yerleşti mi bir başkasına izin vermez. Kendi kabuğuna çekilir, yalnızlığına katlanır; oraya ait olmayanı kendine yakınlaştırmaz. Yakınlaştırmak içinde bahaneler aramaz.  Hazal, Ali’nin yokluğunu bekleyişe bırakır. Gelen teklifleri düşünmeden geri çevirir. Evliyim derken, kalbinin başkasına ait olduğunu ve bunla beraberliğini dile getirir. Beden olmasa da kalbin sahibi ruh, kalpteki yerinde durmaktadır. Aşk, umudunu kaybetmez. Aşk şüphe duymaz. Arzular, şüphe eder ve duygulara baskı yaparak, yeni birinin arayışına sürükler. Arzuların şehveti bedeni kapladı mı insanın kendini kurtarması zordur. Buna ancak aşk engel olabilir, arzularla süslü şehveti geri püskürtür. Aşk bilir ki şehvet anlıktır, sonrası yoktur. Beklemenin karşılığını aşk bazen olsa da verir. Önemli olan aşkın kalbe temas etmesidir.

Aşk, sadece iyi günün duygusu olmadığını görmek ister. Bunun içinde ayrılıklar ve sıkıntılar araya girer. Aşk bunlarla kişilerin duygularını sınar. Bulanıklığın giderilmesini ister aşk. Aşk hiçbir zaman belirsizliği, kararsızlığı sevmez.

Aşkın kutsallığına değinirken, normal şartlarda Hazal gibi bir kadın Ali’ye dönüp bakar mıydı? Sorusu bütün yazdıklarımızı alt üst yetmeye yeterde artar. Evet, Hazal dönüp Ali’ye bakmazdı. Belki iğrenirdi. Yanına yaklaşmaktan korkardı. Kendini güvende hissetmek için yolunu bile değiştirirdi. Ali, Hazal’ın tipi olamayacak kadar farklı dünyanın insanı. Ali’de muhtemelen kendini Hazal’a layık görmezdi. Hazal’ın hayatta kendisiyle arkadaşlık etmeyeceğinin bilincindeydi. Öyle ya yakışıklı ve aranan erkek tipleri dizilerde olur. Hazal’da dizilerde gördüğü ve aradığı erkeğinin hayalinin peşinden giderdi.

Aşk buranın neresinde şimdi, diye sorulacaktır. Olasılıkları düşünürsek bu hayatın yaşanılmaz ve anlaşılmaz bir boyuta kayacağı kesindir. Onun için var olan üzerinden konuşmak en güzelidir. Tabii bu imkânsızlıkların film senaryosunda bir araya geldiğini, imkânsızın beyaz perde de hoş göründüğünü unutmamak gerekiyor. Kim günlük hayatta sıradan bir hayatı beyaz perde de izlemek ister ki. Cazip ve merak uyandıran imkânsızın oluşturulmasıdır. Seyirci koltuğunda oturan sıradan vatandaşın kendini filmle bütünleştirebilmesi için bu gereklidir. Dramatik dediğimiz şeyin gizemi de burada yatıyor. İnsan yitirdiğini ya da elde edemediğini görmeyi, duymayı ister. Hazal ve Ali’nin aşkını da biraz buradan görmek gerekiyor.

Aşktan mahrum kalan insanlar, bu hayatta her zaman kendilerini eksik hissederler. Aşkın yeri ne yapılırsa yapılsın doldurulamaz. Eksik duyguyla yaşayıp, hayatı zevksiz hale dönüştürmekten ise, aşka temas edip dağ gibi bedellerle savaşmak daha anlamlıdır.

 Osman Tatlı

osmantatli@gmail.com

facebook.com/osmantatli63

Filmin Künyesi:

Filmin adı: Sadece Sen

Yapım:  Türkiye, 2014

Yönetmen: Hakan Yonat

Oyuncular: İbrahim Çelikkol, Belçim Bilgin, Kerem Can devamı

Tür: Dram, Romantik